Header Ads

İmam-ı Gazali, müziğin caiz oluşunu delilleri ile anlatıyor. 'Müzik haramdır.' diyenlerin delillerini ve aldanışlarını açıklığa kavuşturuyor | İhyâ-u Ulûmiddîn | Fetva Emini

imam-ı gazali, ihya-i ulumiddin, fıkıh, müzik, teganni, cariye, şarkı, deliller,

Semâ'nın (raksın) haram olduğunu savunanlar, şu ayet ile istidlâl etmişlerdir (delillendirmişlerdir):

'İnsanlardan kimileri de Allah (c.c.) yolundan bilmeyerek saptırmak ve o yolu eğlence yerine tutmak için, bâtıl ve boş lafa müşteri çıkar, (kıymet verir)ler.' (Sure-i Lokman/6)

İbn-i Mes'ud, Hasan Basrî ve Nehâî (rah.a.) ayet-i kerimenin Arapça lafzındaki 'lehv'el-hadîs' ifadesi ile teganninin (şarkının) kast edildiğini söylemişlerdir.

Hz. Âişe'nin rivayetine göre hz. peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

'Allah-ü teâlâ şarkıcı cariyeyi, onun alış verişini, onun bedelini ve ona teganni öğretmeyi haram kılmıştır.' (Beyhaki)

Biz onların bu delillerine şöyle cevap veririz: 

'Hadîste şarkı söyleyen 'cariye'den murad, içki meclislerinde erkeklere şarkı söyleyen kadındır. Zaten biz daha önce yabancı ve nikah düşen bir kadının, fasıklar (halk arasında çekinmeden açıktan günah işleyenler) için ve fitneye düşmesinden korkulan kimseler için, şarkı söylemesinin haram olduğunu söylemiştik. Onlar zaten satılmaz cariyeden ancak mahzurlu olanını kastederler.

Cariyenin efendisine şarkı söylemesine gelince, hadîsten bunun haram olduğu anlaşılmaz. Belki fitneden korkulmadığı takdirde, sahibi olmayan bir kimse de cariyenin sesini (yani bir kimse başka birinin cariyesinin sesini) dinleyebilir. Delil olarak; 'Müslim ve Buhârî'den iki cariyenin Hz. Aişe'nin evinde şarkı söyledikleri ve hz. peygamberin onları dinlediği gösterilebilir.'

Allah yolundan saptırmak için 'lehv'el-hadîs'i (kıymeti olmayan, boş söz) din ile değiştirmeye gelince, bu haram ve kötüdür. Bunun haramlığı münakaşa götürmez. Oysa her teganni, din karşılığında satın alınmış olmadığı gibi, her teganni de Allah yolundan saptırıcı değildir! Ayette yasaklanan teganni, ancak din karşılığında alınan ve satılan tegannidir. Eğer Kur'an dahi Allah yolundan saptırmak için okunursa, okunması haram olur.

Bir münafık, imam oluyordu ve 'Abese' suresinin dışında bir zamm-ı sure okumuyordu. Çünkü bu surede hz. peygambere yapılan ilahî bir azarlama vardır. Bunun üzerine hz. Ömer (r.a.) kendisini öldürmek istedi. Halkı idlâl edip (dalalete götürüp) saptırmasından dolayı, hz. Ömer (r.a.) onun bu fiilini (işini) haram gördü (oysa Kur'an okuyordu). Bu bakımdan şiir ve teganni ile insanları saptırma söz konusu ise, onun haram sayılması daha evladır (daha iyidir). Şarkının haramlığını savunanlar, şu ayetlerle de istidlal etmişlerdir:

'Şimdi siz bu Kur'an'a mı hayret ediyorsunuz? Bir de gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz. Siz baş kaldırıyorsunuz.'(Sure-i Necm/59-61)

İbn-i Abbas diyor ki: Ayet-i kerimedeki 'Sâmidûn' Himyer lisanında 'şarkı söylüyorsunuz' mânâsına olursa, en uygunu gülmeyi de ağlamayı da haram kabul etmektir. Çünkü ayet bunu kapsamaktadır.

İtiraz: Haram olan gülmek, onların müslümanlara müslüman oluşlarından dolayı gülmeleridir.

Cevap: Bu onların müslümanlarla alay etmek için okumuş oldukları şiir ve tegannilere mahsustur. Nitekim Allah-ü teâlâ: 'Şairlere ise, sapık kimseler uyarlar.' (Sure-i Şuara/224) buyurmuştur ve bu şairlerden 'kâfirlerin şairlerini' kastetmiştir. Bu ayet, esasında şiirin haram olduğuna delâlet etmez.



Teganniyi haram sayanlar, hz. Cabir'in (r.a) hz. peygamber'den rivayet ettiği hadîsle de istidlal etmişlerdir. Hz. peygamber şöyle buyurmaktadır:

'İlk ağıt söyleyen ve ilk teganni eden İblis aleyhillânedir.' (Irakî bu hadisin aslına rastlamadığını söylemiştir.' (Deylemî, Hz. Ali'den)

İşte görüldüğü gibi İblis ağıt ile teganniyi bir araya getirmiştir.

Cevap olarak deriz ki: 'İblis'in ilk ağıt ve teganniyi yapması şüphesiz ki, her ağıt ve teganniyi haram kılmaz. Ondan hz. Davud'un ağıdı, günahkârların günahlarından dolayı ağlamaları istisna edilmiştir (çıkarılmıştır). İşte böylece sevgi, üzüntü ve iştiyakı tahrik edip (harekete geçirip) kabartan teganninin mübah olduğu yerlerde istisna edilmelidir.

Nitekim bayram günü, hz. peygamberin evinde, iki cariyenin tegannisi ve hz. peygamberin Medine'ye teşrif buyurdukları zaman da, Medineli kızların 'Ondörtlük ay Şeniyet'ül Veda'dan bizim üzerimize doğdu' meâlindeki şiirleri istisna edildiği gibi.

Şarkının haram olduğunu savunanlar, Ebu Umame'nin hz. peygamberden rivayet ettiği şu hadîsi de hüccet (delil) göstermişlerdir:

'Kim teganni etmek sûreti ile sesini yükseltirse, Allah-ü teâlâ, onun için iki şeytan gönderir. Onlar, onun omuzlarında karar kılar. Topuklarıyla o susuncaya kadar vurup üzengilerler! (İbn-i Ebî Dünya, Taberânî)

Cevap olarak deriz ki: 'Bu hadîs-i şerif daha önce belirttiğimiz teganninin bazı türlerine hamledilir (yüklenir). Bu hadiste, kalpte şeytanın hedefi olan, şehvet yaratıklarının aşkını tarif eden teganni kast edilmiştir. Allah'a doğru götüren şevki, bayramdan ötürü sevinmeyi veya herhangi bir çocuğun doğumu anındaki sevinci veya aziz ve hatırı sayılır bir kimsenin gurbetten gelmesi anındaki teganniye gelince, bütün bu yerlerde ve zamanlarda teganni şeytanın hedefine ters düşer

Delil olarak; 'Âişe validemizin evindeki iki cariyenin ve Habeşlilerin hikâyesi ve daha önce sahih kaynaklardan naklettiğimiz hadîsler bunu göstermektedir.'




Bu bakımdan, bir tek yerde bir şeyin caiz olduğu tesbit edildi mi, bu tesbit onun mübah olduğuna bir nasstır (delildir). Bir yerdeki yasak ise te'vil edilmeye (başka bir şeye yorumlamaya) ve başka bir mânâya hamledilme (yorma) ihtimali olan bir yasaktır. Fiil (iş, eylem) ise, onun te'vili (açıklaması) olmaz. Zira yapılması haram olan bir şey, ancak mecburiyet ve zorlama ile olursa helâl olur. Bu bakımdan yapılması mübah olan bir şey, birçok ârızdan dolayı haram olabilir. Hatta niyet ve kasıtlardan dolayı da haram olur. (İçkicilere benzemek niyetiyle içilen şerbetin, haram olduğu gibi).

Teganniyi haram görenler Ukbe b. Âmir'in, hz. peygamberden rivayet ettiği şu hadîsle de istidlal etmişlerdir.

'Kişinin oynadığı ve oyuncak yaptığı her şey bâtıldır. Ancak atını alıştırmak (zamanın icabına göre kullandığı bineklerle meşgul olmak), ok (zamanın icabına göre silahlar) ile atıcılık yapmak ve hanımıyla oynaşmak bu hükmün dışındadır.'

Cevap olarak deriz ki: 'Hadis'teki 'O bâtıldır' sözüne gelince: Bu sözcük, haram olduğuna delalet etmez. Habeşlilerin oyunlarına bakmakla lezzetlenme ve teferrüc (ferahlama), hadîste istisna edilen üç hükmün dışında kalan bir şeydir. Oysa, aynı zamanda haram da değildir. Belki burada mahzur/sakınca ve sayılı olmayan, kıyas yönünden mahzurlu ve sayılı bulunan hükme dâhil edilir.

Nitekim hz. peygamber şöyle buyurmuştur:

'Müslüman bir kişinin kanını akıtmak ancak üç sebepten biriyle helâl olur.' 

Hz. Peygamber'in bu hadîs-i şerifte saydığı bu üç şeye dördüncüsü ve beşincisi de ilhak olunur. İşte böylece, kişinin hanımıyla oynaşmasının da lezzetten başka bir faydası yoktur. Madem ki zevkten başka faydası olmayan oynaşma helâldir, o halde bostan ve bahçelerde gezmenin, kuşların seslerini dinlemenin ve oyunların diğer çeşitlerinin ki, kişi onlarla oynar durur, haram olmadıklarına delildir. Her ne kadar bu tür oyunlara 'bâtıl' vasfını yakıştırmak caiz ise de...


Teganni dinlemenin haram olduğunu savunanlar, hz. Osman'ın şu sözünü de delil getirmişlerdir:

'Ben hiçbir zaman tegannide bulunmadım. Hiçbir zaman kendi elimle şehvetimi dindirmedim. (veya herhangi bir temennide bulunmadım), Hz. Peygamber ile biat ettikten (tabi olduktan) bu yana sağ elimle tenasül uzvuma (cinsel organıma) dokunmadım. (İbn Mâce)

Cevap olarak deriz ki: 'Diyelim ki kendi eliyle şehvetini dindirip menisini akıtmak ve sağ eliyle aletine dokunmak haram olsun. Eğer bu teganninin haram olduğuna delil ise, acaba Hz. Osman'ın bunları haram olduğu için terk ettiği nasıl tesbit edilir?

Bu grup aynı zamanda İbn Mes'ud'un (r.a) şu sözüyle de istidlal etmişlerdir:

'Teganni kalpte nifakı bitirip, geliştirir.'

Bazıları da İbn-i Mes'ud'un bu sözüne; 'Nitekim su, sebzeleri bitirdiği gibi' ibaresini ilave etmiştir. Bazıları da bunu hz. peygambere kadar vardıran merfû bir hadîs olarak kabul etmiştir. Oysa bu hadîs sahih değildir. (Kaynağında ismi zikir edilmeyen bir ravi/aktaran vardır. (İthaf'us-Saade, VII/525)

İbn-i Ömer'in (r.a) yanından ihrama giren bir grup hacı geçti. O grubun arasında teganni eden biri vardı. İbn-i Ömer onlara şöyle hitap etti: 'Ne yapıyorsunuz! Allah-ü teâlâ sizin iyiliğinizi dinletmesin. Dikkat ediniz, Allah-ü teâlâ sizin iyiliğinizi dinletmesin!'

Nâfî şöyle anlatır: 'İbn-i Ömer'le beraberdim. İbn-i Ömer, bir çobanın kaval sesini dinledi. Bunu üzerine iki parmağını iki kulağına tıkadı. Sonra yoldan çıktı ve bana sormaya başladı: 'Ya Nâfî! Kavalın sesini duyuyor musun?' Ben 'hayır' deyinceye kadar, uzaklaşmaya devam etti ve sonra parmaklarını çıkardı ve dedi ki: 'Hz. peygamberin böyle yaptığını gördüm'. (Ebû Davud)

Fudayl bin Iyaz: 'Teganni, zinanın merdivenidir!' demiştir. Başka biri de şöyle diyor: 'Teganni fısk ve fücurun (günah işlemenin) elçilerinden bir elçidir!'

Yezid bin Velid şöyle demiştir: 'Teganniden sakınınız! Çünkü teganni hayayı eksiltir, şehveti artırır ve mürüvveti (iyilik severliği) yıkar ve muhakkak teganni şarabın yerine geçer. Sarhoşluğun yaptığını yapar. Eğer muhakkak tegannide bulunmak mecburiyetinde iseniz, bari onu kadınlar yanında yapmayınız. Zira teganni, zinaya davet edicidir.'

Biz bütün delillerin cevabı olarak deriz ki: 'İbn-i Mes'ud'un; 'Teganni nifakı bitirip, geliştirir.' sözüne gelince, İbn-i Mes'ud burada şarkı söyleyen hakkında bu sözü sarf etmiştir. Zira teganni, bilfiil (eylemli olarak) yapanın kalbinde nifakı (geçimsizliği) geliştirir. Çünkü söyleyenin gayesi; sesini başkasına arz etmek (sunmak), sesini tervic edip (değerini artırıp) satmak ve daimi bir şekilde nifak göstermek hevesidir. Halk sesine rağbet etsin diye kendini halka sevdirmek peşindedir. Fakat böyle olması da, teganninin haram olmasını gerektirmez. Çünkü güzel elbise giymek, süslü püslü atlara binmek, zînetin diğer çeşitlerini takmak, ziraat ve mal ile böbürlenmek ve bunlara benzer hareketler de insanın kalbinde riyakarlık (iki yüzlülük) ve münafıklığı geliştirir. Fakat bunların tümü hakkında mutlak haramdır denilmez. Zira nifakın kalpte yer etmesinin sebebi, sadece günah değildir. Belki halkın gözüne ilişen mübahlar, bu hususta daha fazla tesir ederler. Bunun için hz. Ömer (r.a) altında bulunan attan indi ve atın kuyruğunu kesti. Çünkü atın güzel yürüyüşünden ötürü hz. Ömer nefsinde böbürlenme hissetti ve ondan dolayı da bu harekete başvurdu. İşte bu nifak, mübahlardandır.

İbn-i Ömer'in (r.a): 'Dikkat ediniz, Allah sizin iyiliğinizi dinletmesin' sözüne gelince, bu söz, teganninin, teganni olmak hasebiyle haram olduğuna delalet etmez. İbn-i Ömer'in yanından geçen cemaat ihrama girmiş kimselerdi. İhrama girenlere basit sözler söylemek uygun değildir ve onların durumlarından teganniyi bir vecd ve Allah'ın beytinin ziyaretine karşı olan bir aşktan dolayı dinlemedikleri anlaşılıyordu. Belki bunlar sadece oyun ve eğlence için söyleyip duruyorlardı. Bu bakımdan İbn-i Ömer onların ve içinde bulundukları ihramın haline nisbeten, münker (kötü) düşen bu durumlarını çirkin görmüştür. Hâllerin durumlarına gelince, onların hakkında ihtimaller oldukça çoktur.

İbn-i Ömer'in iki parmağını iki kulağına tıkamasına gelince: 'İbn-i Ömer'in kölesi ve beraberinde bulunan Nâfî'ye 'Sen de parmaklarını kulağına tıka.' şeklinde emir vermemesi ve onun dinlemesini yasaklamaması, bu grubun, İbn-i Ömer'in yaptığından delil getirmelerine ters düşer. İbn-i Ömer parmaklarını kulaklarına sesin haram olduğundan dolayı değil, ancak hal-i hazırda kulağını ve kalbini eğlenceye tahrik eden sesten dolayı tıkamayı uygun bulmuştur. O anda içinde bulunduğu bir fikrin veya zikrin kesilmesine sebebiyet verebilecek bu sesten, o fikir veya zikrin daha evla (iyi) olduğunu düşünmüştür. Hz. peygamber de (s.a.v.) böyle yapmış ve beraberinde, o anda bulunan İbn-i Ömer'i dinlemekten men etmemiştir. İbn-i Ömer'in fiili (işi)de haram olduğuna delâlet etmez. Terk edilmesinin daha evla olduğuna delâlet eder.

Biz de zaten birçok halde, teganniyi terk etmenin daha evla olduğunu görmekteyiz. Dünyanın bazı mübahlarını terk etmek, eğer o mübahların işlenmesi kalpte menfi (olumsuz) bir tesir yapacağı bilinirse daha evladır. Çünkü hz. peygamber (s.a.v.) namazı kıldırdıktan sonra, Ebu Cehm'in elbisesini sırtından çıkarı vermiştir. Zira o elbisenin üzerinde hz. peygamberin kalbini meşgul eden çizgi ve işaretler vardı. Acaba hz. peygamberin bu işi, elbise üzerindeki çizgi ve işaretlerin haramlığına delalet eder mi? Umulur ki, hz. peygamber (s.a.v.) öyle bir halde idi ki; çobanın kaval sesi, o hâl üzerinde iken onu meşgul edebilirdi. Tıpkı elbisedeki işaretin kendisini namazda meşgul ettiği gibi. 

Belki daima hakkı gören bir kimse için teganni dinlemek sûretiyle kalpte saklı bulunan şerefli halleri galeyana getirmek ihtiyacı, kusur sayılır. Her ne kadar böyle bir ihtiyaç hakkın yanında, daimi olmayan bir kimseye nisbetle kemâl görünürse de, bu sırra binaen Ebu Hasan Ali b. İbrahim Husarî şöyle demiştir: 'Söyleyeni öldüğü zaman, sonu gelen bir teganniyi dinlemeyi neyleyeyim?' O bu sözüyle işaret eder ki, ancak Allah-ü teâlâ'dan dinlemek daimidir.

Bu bakımdan dinlemenin ve şühüdün (hazır bulunmanın) lezzeti içerisinde bulunurlar. Onlar hile ile kalbi böyle bir lezzete yöneltmeye muhtaç değildirler.

Fudayl b. İyaz'ın: 'Teganni zinanın merdivenidir!' şeklindeki sözüne ve buna yakın başka fikirlere gelince, bu söz, fâsık ve nefsanî şehvetlere sahip olan ve yeni yetişen gençler üzerine hamledilmelidir. Eğer bu hükümler umumi/genel kabul edilirse, o vakit hz. peygamber evinde şarkı söyleyen iki cariyenin sesini dinlemezdi.

Kıyasa gelince, teganni dinlemek hakkında en son söylenen söz şudur; 'Çalınması yasak olan evtar denilen sazlar üzerine kıyas edilmesidir.' Oysa daha önce de teganni ile sazlar arasındaki fark geçmişti veya teganni lehv-u la'b'dır denilecektir. Evet, haddi zatında teganni lehv-u la'ba'dır. Fakat bütün dünya lehu la'ba dır. Nitekim Hz, Ömer (kendisiyle münakaşa eden) hanımına şöyle demiştir: 'Sen evin köşesinde bulunan bir oyuncaksın'.


Kadınlarla cereyan eden oynaşmaların tamamı lehvdir. Ancak çocuğun varlığına sebep olan cinsî ilişki bunun dışındadır. Böylece içinde fuhşiyat bulunmayan şakalar da helâldir. Nitekim hz. peygamber (s.a.v) ve onun ashabından bu tür şakalaşmalar nakledilmiştir. 

Acaba Habeşlilerin oyunlarından daha aşırı bir oyun gösterebilir mi? Buna rağmen nass ile onların oyunlarının mübah olduğu sabit oldu. Buna ilaveten derim ki, oyun kalbe rahatlık verir. Kalpten düşüncenin ağır yükünü hafifletir. Kalpler zorlandıkları zaman körleşir. Onları rahata kavuşturmak, çalışmak hususunda onlara yardım etmektir. Mesela, daima fıkıh ilmine devam edene cuma gününde tatil yapmak uygundur Zira bir gün tatil yapmak diğer günlerde ciddiyetle çalışmaya vesile olur. Sair vakitlerde nafile namaza devam eden bir kimsenin, bazı vakitlerde tatil yapması uygundur. İşte bunun içindir ki bazı vakitlerde namaz kılmak mekruh kılındı! Bu bakımdan tatil yapmak çalışmaya yardımcıdır. Oyun da ciddi gayret göstermeye yardımcıdır. Katıksız ciddiyete daimi bir şekilde sarılmaya kişi sabredemez. Acı hakikate ve halis ciddiyete ancak daimi bir şekilde peygamberlerin nefisleri dayanabilir. Bu bakımdan eğlence ve oyun, yorgunluk ve bitkinliğe karşı kalbin ilacıdır. O halde mübah olması uygundur. Fakat fazla ilaç almak uygun olmadığı gibi, oyun ve eğlenceye de fazla dalmak uygun değildir.

Hâl böyle iken bu niyetle yapılan eğlence ve oyun insanı Allah'a yaklaştırıcı amellerden olur. Bu hüküm, teganni dinlemek, kalbindeki güzel bir sıfatın hareket etmesine vesile olmayan bir kimse hakkındadır. Belki bu kimse sadece teganni dinlemekle lezzet ve istirahat temin eder. Bu bakımdan bizim zikrettiğimiz hedefe (mahmud bir sıfatın kalpte harekete geçmesine) ulaşmak için teganni dinlemenin müstehab sayılması uygundur. Evet, böyle olmak, kişinin kemâlinin eksik olduğuna delalet eder. Çünkü, kâmil kimse odur ki, nefsini Allah-ü teâlâ'nın gayrısı ile rahat ettirmeye muhtaç olmaz. Fakat iyilerin hasene ve sevapları Allah'ın dergah-ı izzetine yakın bulunanlar için günah sayılır. (Bu söz Sehl Tüsterî'ye aittir). 

O halde kalp ilaçlarının ilmini ihata eden (içeren), kalpteki çeşitli incelikleri ki onlar vasıtasıyla kalp hakka sevk edilir, bilen bir kimse anlar ki kalbi bu gibi işlerle rahata kavuşturmak kesinlikle fayda verici bir deva ve ilaçtır. Hiçbir zaman insanoğlu bu ilacı kullanmaktan müstağni (elindeki ile yetinmeyi bilen) değildir.

(İhyâ-u Ulûmiddîn /Cilt:2 /705-711)

Hiç yorum yok

Blogger tarafından desteklenmektedir.